19 Kasım 2017

Ölüm Kadar

 

Oh Darling!

Şu an bir pazar bunalımının ta içinden yazıyorum sana. Hava soğuk, gri ve kapalı. Morali toparlamak için yardımcı hiçbir ögemiz yok yani. Belki biraz güneş olsaydı, biraz deniz kenarına inip terapi yapabilirdik; ama heyhat! Hiç yok. (Sanki biraz yok, çok yok, aşırı yok diye kavramlar varmış gibi, bizdeki bu "hiç yok" söylemine hastayım:) 

Belki biraz da... Sıradan olan pazar bunalımına duyduğum bir rüyâ da katkı sağlamış (!) olabilir. Benimle ilgili bir rüyâda sadece siyahlar görmüş biri. Siyah kazaklar, elbiseler, siyah ve siyah ve her yer, şey siyahmış. Kafamın içinde şu ses yankılandı: Benim bir geleceğim yok! İşte o andan itibaren pazar bunalımı gitti, yerine genel varoluşsal bunalımım geldi. Ki en korktuğum. İnsan kendinden korkar mı Oh Darlingcim? Ben kendimden korkuyorum. Kendime, sevdiğim ve incinmesini istemediğim birine gösterdiğim anlayışı ve inceliği ve nezaketi göstermeye çalışıyorum. Çalışıyorum elbet. Güneşli günlerde kendimi olabildiğince güneşe seriyorum. Akşamları yürüyüşe çıkarıyorum vesaire. Ve böyle zamanlarda yanımıza kimseyi almıyorum özellikle. Çünkü kimse buna iyi gelemiyor. 

Hayal kuramadığımı ve yaşayamaz olduğumu sanıyordum. Eskisi gibi değilmişim. Mesele içimdeki cevheri çıkarabilmekte imiş. Bu sabah yatağı toplarken kendimi bir enstrümana benzettim. (Al işte sana, "Her sabah yatağımızı neden toplamalıyız?" için güzel bir neden: Varoluşsal düşünümlere girizgah yapabilmekiçin?:) Sadece çalmayı bilenler müziğimi duyuyor. Bir de kulağı iyi olanlar. Hani şu hangi enstrümanı eline alsa iki kurcalamayla çalabilir hale gelebilen aşırı yetenekliler. Diğerlerinin duyduğu birkaç melodi, en fazla. 

Biliyor musun Oh Darlingcim, biri bana "Senin ölmen gerekiyor aslında!" dedi. Nasıl yani, ama nasıl? Ve, neden? Bunu sorarken nasıl neşelendiğimi anlatamam sana! "Ölmen gerekiyormuş da Azrail seni unutmuş ve öylesine yaşamaya devam ediyor gibisin. Mezarlıkta kahkaha atabilecek kadar ölümü umursamıyorsun ve yaşam dolusun aslında." Hayatımda benim için söylenmiş sözler arasında, en çok "benim" deyip öz'leyebileceğim sözler bunlar. (Hatırlamak bile siyahların içine aydınlık düşürdü bir nebze.)

*
Ölüm Kadar

Kadın, bizim birbirimize ihtiyacımız var, dedi. 
Sana ölüm kadar ihtiyacım var, dedi adam.
Sana safra taşı kadar, beyin kanseri kadar ihtiyacım var!
Ve kadını terk etti.
Akşam oldu ve geri döndü adam.
Kendini kadının kucağında ağlarken buldu.
 
"Sana ölüm kadar ihtiyacım var."
Bu sözün ne kadar ve nasıl ihtiyaç olduğunu,
Tesirini ve sihrini bilmiyordu adam.


*

"Kalbim ellerim kadar küçük değil." adlı çalışmamız. 


 

*