17 Temmuz 2018

Dümdüz Düş

Dear My Dear,

Seni, yeryüzü ve dahi tüm evrende; en çok ve karadelikler gibi bir ben severim! 


"Ne bir sevenim var ne seven bir kalbim" 
Ne ne 'nin bağladığı koşullardan hangisinin daha zor olduğunu düşünüyorum. 

Yeterlilik kipini ihtiva eden cümleyi ve hatta; o cümlenin bitiminde varılan yeri düşledim hemencik. 

Cümle; 
Stabilize bir yol, iki yanı ağaçlarla kaplı. 
Yolun sonunda göz alabildiğince yeşil ve kır çiçekleri serpiştirilmiş bir ova; cümlenin bitip de vardığı; hatta yurt edindiği yer. 

Öyle de demişti ya şair, "Sevmek bir ovanın düz oluşu gibi bir şey." 

Sev e bilmek ! 

Ah ne güzel bir şey idi! Özledim. 




*Ernst Morgenthaler , 1948Dry Night in Limmattal

15 Temmuz 2018

Gölünüze Taş Düşerim*

14:41

Dear My Dear,

Sabah nasıl ve neyle uyandım hatırlamıyorum. Başımı yastıkların arasından kaldırıp pencereye doğru gözümü minicik araladım. Hayır, güneşlik kapalıydı. Heyhat! Orada amansız bir mücadele vardı. Güneş, güneşlikle savaşıyor tüm gücünü acımasızca kullanıyordu. Tüm kolluklarıyla sanki benim pencereye dayanmıştı. Rohan Kalesi gibiydi pencerem. Güneşlik de pes etmiş görünüyordu. Işınların bir kısmını engelliyordu tamam; ama ya bu sıcağı ne yapsındı? Her şeyi de ondan beklemek biraz haksızlık olmuyor muydu? 

Biraz daha uyumaya çalıştım. Nafile. Bir yandan aklıma okuduğum kitaptaki karakterler geliyordu. Katilin kim olduğu konusunda kitabı bana öneren arkadaşlarım "ters köşe, inanamayacaksın, çok şaşıracaksın..." gibisinden bir şeyler demişti. İlk tahminim, yazarın Rus yazarlara çokça selam çakmasından ve karakterin Raskolnikovvari kayıtsızlığından ötürü, anlatıcı kişi idi. O çıkmadı. Ama yazar, katili zaten kitabın yarısına gelince anlatıcı kişinin ağzından bize söylemişti. Bir Smerdyakov dedirtmişti, yetmişti. 

Kitap bitince bir kere daha uyumayı denedim. Cıks, olmadı. Kalktım başka bir şey daha okumak istedim. Şiir mesela. Şiir kitaplarına baktım. Gözüm kırmızıyı aradı, yoktu. Çalışma masasının üstünde arkada kalmış olmalıydı. Çıktım masanın üstüne, arkada buldum onu. Oturdum masaya, açtım kitabı, okumaya başladım. Gözüm dalmış bir yerde. Havanın sıcaktan dalgalandığını fark edince uyandım gözleri açık uykumdan. 

Çünkü sevda bir nehirdir
Akar insan bütünlüğüne. 

Demişti şair. Öylesine bir sıcak vardı. Güneş kazanmıştı demek. Ve elbet...

Fazıl Say& Serenad Bağcan - Düşerim

10 Temmuz 2018

Dönüyor musun Dünya?



"Ölecek kadar değil, yaşayacak kadar seviyorum." yazmışım bir yazıda. Vay be... Canım kendime de bak sen ya! (şu an toplu taşımada olmasa idi kendini omzundan öpecekti, hiç değilse bi' makas aldı yanağından;) Harikayız! Doğruya doğru şimdi.

Bugün toplantıda bir ürperti geldi irkildim. İşte böyle anlarda, düşündüğüm kişiler de beni düşünüyormuş gibi düşünüyorum. (düşünmek bizim işimiz) Gün içinde kafamda bir sürü kişiyle konuşuyorum. Özledim diyorum kimine, kimine mızmızlanıyorum, kimine kızıyorum, kimine ne halin varsa gör diyorum. Falan filan...

Bugün bana "Siz çok anaçsınız." dedi biri; üzüldüm. Demek zayıf noktamı biri daha keşfetti. İnsanlara fazla anlayışlıyım. Pis bir selfish olmayı becerebilsem biraz, keşke. Bir toplulukta içimden fışkıran sevecen ve hümanistlikten bozma anaçlık, bazı anlar cidden canımı sıkıyor. İlgimi çekmedikçe veya üşendiğim için konulara/konuşmalara dahil olmadığımdan, (tamam hadi biraz da boş yapmayı beceremediğim için) insanlar aslında aynı zamanda zeki, seksi, hayalperest. komik... de olduğumu anlayamıyor. (bu da zaten onların eksikliği değil mi? ;) Dur ya, bunları herkesin bilmesine gerek yok zaten! İyi iyi, böyle devam.


*
Gene saçma bir şeye delirip bir şeyler yazmışım. Düzeltmeye falan çalışmayacağım. Anlatmaya gerek yok görüyorsunuz:)

Arrrkadaşlar! Sene olmuş 2018, siz hâlâ hoşlandığınız ya da ilgi duyduğunuz kimselere aracılarla mı haber göndermeye çalışıyorsunuz? Güvercin gönderin, dumanla haberleşin olmadı! Bu ne? Bu şekilde iletişim kurmaya çalışan kimselerin gözümdeki itibarı eksilerde başlıyor ister istemez. Sonrasında, kendine güveni de yoksa hele, o değer iki haneli sayılara ulaşamıyor bile. Sanırım kaybettiğim(!) nokta burası. Kişinin kendisi karşıma çıkıp bir şey demedikçe saçma sapan yollarla kurulmaya çalışılan iletişimler anlam ifade etmiyor bana. (özgüven seviyoruzzzz) Bu zamanda birinden böyle bir nitelik beklemek ya da birilerinde böyle bir niteliğin varlığını ummak da deli işi he. Ne de olsa her şey sosyal medya üzerinden like'layarak, dm'den yürüyerek kolayca olabiliyor. Ki zaten birine dair gerekli gereksiz tüm detayları, istemediğin kadarını hatta, öğreniyorsun sosyal medya ile. Şimdi kim ne diye çıksın da cesaret göstersin, dm'den yürü git işte! Biriyle haber göndermek de tam 90'lar işi değil mi yahu? Gel ne diyeceksen kendin de. Reddedileceksen de adam gibi reddedildim dersin hiç değilse. :p Dediğim gibi direkt olarak gelip bana söylenmedikçe söylentileri (söylenenleri) ciddiye alamıyorum. N'apalım, biz de böyle bir cinsiz. 

*
Geçen biri için "Dünya da zaten onun etrafında dönüyordu, hıh!" dedim. Kardeşim ve annem vardı konuşmada. Eğer ben de öyle davranır/düşünürsem nazikçe uyarın beni, dedim. (bkz. ne mal olduğunu bilmek.) Ve konuşmanın gerisinde, pek değil hemen sonra, kardeşim "Ablacımm cınım, Dünya sana dönmeye başladı." diye nazikçe uyardı. Ah canım kardeşim, Dünya bana dönmüyor, Dünya'nın kendisi benim şu an, dedim. :) "İyi o zaman etrafımda dönmeye başlayabilirsin." dedi. "Eeyy Güneş sen kimsin ya, senden büyük Samanyolu var,  he heeytt!" diyerek ünledim. "Karadelik seni duymuyor, yutuyor seni" diye karşılık verdi. :) 

Egoların savaşı tam! Böyle zeki insanlarla (Eee kimin kardeşi!) tartışmayı her daim sevmişimdir. Lezzete bak! :) Kafamda Nilü, Dünya dönüğyoorr diye ünlemeye başladı. 


7 Temmuz 2018

Birtakım Leialıklar

Salvodor Dalí, Woman with a head of roses, 1977


Yaşama sevinci nedir? Santimetre küpteki ağırlığı, eriyik akış hızı nedir? Varlığında kaç milivolt enerji açığa çıkartır? Boşlukta bir hacmi, elle tutulur gözle görülür bir yanı var mıdır? Gerektiğinde, yokluk zamanları için, depolanabilir mi? Bu gibi sorular türedi kafamda; "Şu an, minik de olsa yaşama sevinci denilen şeyi hissediyorum içimde!" dedikten yaklaşık yarım saat sonra.

Cumartesi. Sabahın 4.30'u. Uyandım. Hava henüz aymamıştı. Gözlerimi açamadan, alacalıkta terliklerimi önce bulmaya sonra giymeye çalıştım. Bir türlü tutturamıyordum terliklerin yerini. Yatağın hangi tarafından kalkıyorsam diğer tarafında oluyordu namıssızlar! Banyoya gittiğimde gözkapaklarımın pişmaniye misali 3 misli şiş olduğunu gördüm. Demek ondan gözümü açamayışlarım. Da niye? Derin uykudan evvel, gözümden yaşların akıp yastığı ıslattığını fark ettiğimi hatırlıyorum. İnsan bazen kendine bile kayıtsız demek. Da niye? Niye ki? Banyodan dönüşte terasa çıktım. Hava serin, tam bir yaz gecesi. Gökte cılız ve fakat olabildiğince parlak Ay'ı, güneydoğu ve güney yönünde parlak birtakım gezegenleri görebildim açamadığım gözlerime rağmen.Sonra sevgiliye sarılır gibi gittim uykuma sarıldım tekrar. 2 farklı rüyâ gördüm. Birinde kaybolmuş bir yeri arıyordum; diğerinde ise bir şey arıyordum. Hatta ikinci rüyâyı ikinci görüşüm bu! Kayıp hissi ve arayış. Ve uykusunda ağlayan ben. İçerde işler hiç iyi değil anlaşılan.


*
Zor zamanlardan geçip karakter olarak daha güçlü bir hale geliyor olmak ne üzücü. Yani illa güçlenmek için zor zamanlardan mı geçmek gerek? Düşünsene, mutlusun ve bu mutluluk sana inanılmaz güçler kazandırıyor. Böylesi daha şahane! Asıl, daha da kötü olan şey ne biliyor muyum/musun? Daha kötüsü, kötü şeylerden sonra güçlendiğini sanıyor olmak. Sevgiler.


*
Dear My Dear,

Sabahın 7:30'unda karnıma yediğim yumruğu anlatmak istiyorum sana. İşe giderken geçtiğim bir sokakta, bir apartmanın giriş katında, hemen önünde renkli saksıları olan bir pencere var. Akşamları yaşlı bir teyze duruyor önünde. Dışarıya göre nispeten karanlık evin içinden, beyaz başörtüsüyle camdan dışarı bakıyor, gelip geçenleri izliyor. Sıkça görüyorum, ondan biliyorum. Misal beni gördüğünde; "Aa poşetli kız geliyor, yine bir sürü şey almış..." diyordur. Ya da okuldan dönen gençleri görünce "Al işte gürültücü delibaşlar da geldi gene..." diyordur. Daima penceresinin önüne aracını park eden üst kat komşusunu görüyordur sonra, misal. Bu sabah oradan geçerken teyzeyi gördüm, camdaydı. Karnıma yumruk yemiş gibi oldum bir anda. Ah teyzecim, sen daha bu saatte mi sıkıldın. Sen daha bu saatte mi beklemeye başladın çoktan gitmiş olanları... Ah.


*
Siyah beyaz videolarda veyahut fotoğraflarda insanların bakışları bir tek bana mı delici gelir? İnsanlar, zamanı bakışlarıyla yarıp bugüne kadar gelecek kadar derin bakmaz mı? Kamera veya fotoğraf o kadar yaygın olmadığı için mi böyledir bu, hani çok dikkatli bakmaktan mıdır? Ya da fukaralık bu ya, gözleri iyi görmez midir? Belki de eskinin insanları şimdiki bizler kadar boş boş bakmıyordur? Bu daha olası. Düşün bir kendini, baktıklarını görüyor musun?

Bir bakış, sabah sabah deldi zamanı, geldi beni vurdu.


*
Belki de ben de bir Dali'yimdir? (deliyimdir?) 
Böyle bir şey söyledim geçen.