Salvodor Dalí, Woman with a head of roses, 1977
Yaşama sevinci nedir? Santimetre küpteki ağırlığı, eriyik akış hızı nedir? Varlığında kaç milivolt enerji açığa çıkartır? Boşlukta bir hacmi, elle tutulur gözle görülür bir yanı var mıdır? Gerektiğinde, yokluk zamanları için, depolanabilir mi? Bu gibi sorular türedi kafamda; "Şu an, minik de olsa yaşama sevinci denilen şeyi hissediyorum içimde!" dedikten yaklaşık yarım saat sonra.
Cumartesi. Sabahın 4.30'u. Uyandım. Hava henüz aymamıştı. Gözlerimi açamadan, alacalıkta terliklerimi önce bulmaya sonra giymeye çalıştım. Bir türlü tutturamıyordum terliklerin yerini. Yatağın hangi tarafından kalkıyorsam diğer tarafında oluyordu namıssızlar! Banyoya gittiğimde gözkapaklarımın pişmaniye misali 3 misli şiş olduğunu gördüm. Demek ondan gözümü açamayışlarım. Da niye? Derin uykudan evvel, gözümden yaşların akıp yastığı ıslattığını fark ettiğimi hatırlıyorum. İnsan bazen kendine bile kayıtsız demek. Da niye? Niye ki? Banyodan dönüşte terasa çıktım. Hava serin, tam bir yaz gecesi. Gökte cılız ve fakat olabildiğince parlak Ay'ı, güneydoğu ve güney yönünde parlak birtakım gezegenleri görebildim açamadığım gözlerime rağmen.Sonra sevgiliye sarılır gibi gittim uykuma sarıldım tekrar. 2 farklı rüyâ gördüm. Birinde kaybolmuş bir yeri arıyordum; diğerinde ise bir şey arıyordum. Hatta ikinci rüyâyı ikinci görüşüm bu! Kayıp hissi ve arayış. Ve uykusunda ağlayan ben. İçerde işler hiç iyi değil anlaşılan.
*
Zor zamanlardan geçip karakter olarak daha güçlü bir hale geliyor olmak ne üzücü. Yani illa güçlenmek için zor zamanlardan mı geçmek gerek? Düşünsene, mutlusun ve bu mutluluk sana inanılmaz güçler kazandırıyor. Böylesi daha şahane! Asıl, daha da kötü olan şey ne biliyor muyum/musun? Daha kötüsü, kötü şeylerden sonra güçlendiğini sanıyor olmak. Sevgiler.
*
Dear My Dear,
Sabahın 7:30'unda karnıma yediğim yumruğu anlatmak istiyorum sana. İşe giderken geçtiğim bir sokakta, bir apartmanın giriş katında, hemen önünde renkli saksıları olan bir pencere var. Akşamları yaşlı bir teyze duruyor önünde. Dışarıya göre nispeten karanlık evin içinden, beyaz başörtüsüyle camdan dışarı bakıyor, gelip geçenleri izliyor. Sıkça görüyorum, ondan biliyorum. Misal beni gördüğünde; "Aa poşetli kız geliyor, yine bir sürü şey almış..." diyordur. Ya da okuldan dönen gençleri görünce "Al işte gürültücü delibaşlar da geldi gene..." diyordur. Daima penceresinin önüne aracını park eden üst kat komşusunu görüyordur sonra, misal. Bu sabah oradan geçerken teyzeyi gördüm, camdaydı. Karnıma yumruk yemiş gibi oldum bir anda. Ah teyzecim, sen daha bu saatte mi sıkıldın. Sen daha bu saatte mi beklemeye başladın çoktan gitmiş olanları... Ah.
*
Siyah beyaz videolarda veyahut fotoğraflarda insanların bakışları bir tek bana mı delici gelir? İnsanlar, zamanı bakışlarıyla yarıp bugüne kadar gelecek kadar derin bakmaz mı? Kamera veya fotoğraf o kadar yaygın olmadığı için mi böyledir bu, hani çok dikkatli bakmaktan mıdır? Ya da fukaralık bu ya, gözleri iyi görmez midir? Belki de eskinin insanları şimdiki bizler kadar boş boş bakmıyordur? Bu daha olası. Düşün bir kendini, baktıklarını görüyor musun?
Bir bakış, sabah sabah deldi zamanı, geldi beni vurdu.
*
Belki de ben de bir Dali'yimdir? (deliyimdir?)
Böyle bir şey söyledim geçen.