Benim umudum yok
Ben yokum
*
Kurşununu hâlâ teninde taşıyan vurgun gibi.
İnsana hâlâ ve hâlâ umut etme enerjisini veren aptallık, ne de bitmez imiş. Sonsuza inan çünkü bu aptallık bitecek gibi değil... Ve tam aksi... Algılar ne sığ imiş; bildiğini bile bile tekrara düşmekte.
*
Hiçbir enerji kaynağı olmaksızın, daima olmasa da, gücü ve imkanı elverdikçe ışıldayan kimselere zayıf ya da mutsuz derler ilk bakışta. Kim mi der? Hani yok mu, bakınız ne kadar mutluyuzcular, onlar. Mutsuz derler kendileri gibi olmayanlara. Ne de olsa kendileri gibi daima ışıldamıyordur onlar hani... Öyle demek işlerine gelir aslında. Öyle derler, demelilerdir de çünkü mutsuz dediklerinin en ufak bir destek ışıkta Güneş’e öykünen bir yıldız olabileceklerini sezerler hayvani bir iç güdüyle. Bu sezgi onları korkutur: Ya onların ışıltısı kendilerininkini boğarsa? O zaman daha da çok yüklenirler kendi radyoaktif ışıldamalarına ve kendileri gibi olmayanların mutsuzluk dozunu artırırlar tabirlerinde. Çağımız böyle zehirli/zararlı bir çağ oldu işte. Önceden sadece elektronik gereçlerin yaydığı radyasyondan falan çekinirdik. Peki şimdi bu insanlarla ne yapmalıyız? Onların bu adeta 90’ların kristal avize şıkırtısından nasıl kendimizi koruyabiliriz?
*
Eşşşoğğlueşek Kasım,
Sen neden bitmek bilmiyorsun?
*
Kendimi özledim. Kendimle kalmayı. İnsan insan insan... Ve yalnızca kendisini düşünen insanlar. İnsanlar çok bencil. Vicdanı yumuşak birini buldular mı üstüne basmayı bırak, tepinmeden geçmeyen insanlar... Gerçekten kendimi tebrik etmeliyim, şahane oynuyorum. Düşünmek için vakit bırakmadım kendime ki zaten vakit benim değil. Hiçbir gün benim değil. Öyleyse neden?
•
Ölene kadar ağlamak istiyorum. Ağlayarak ölmek diye bir şeyi literatüre kazandıran kişi olmak fena olmazdı. Adımız yaşardı hiç değilse.
•
Sevgili 22:22,
Seninle bakışmayı seviyorum.
•
Bomboş günler vardı. Saatlerin bile geç-e-mediği.
Yeterlilik kipinin bile yetemediği durumlar.
•
Bir şeyi yapmaya karar verdikten sonra onu yapamaz olduğunu görmek/anlamak insanı mahveden bir şey. Ulan ölemiyoruz bile! Bu düşünce bile beni sıkıştırıyor. Ölmek için bile özgür değilsin.
•
Az önce, ameliyatı iyi geçen ve kendisini kıvrandıran ağrılarından kurtulmuş ananem (74), birilerine çok erken zahmet vermeye başladım, dedi. Erken? Allah benim ömrümden alsın da ona versin inşallah.
•
Kendimi sürdüğüm bir yol olmasına rağmen “hayatı sıradan ve sade yaşama” canımı çok sıkmaya başladı. Biraz yoldan çıkıp itlik serserilik yapmaklar çekiyor canım. Şöyle evlatlıktan reddedilmekli, rüzgâr nerden eserse oraya gitmekli, her şeyi siktir etmekli falan.
•
Geçen gün sana sürpriz olsun dedi biri. Sürpriz? Ne ola ki? Düşündüm bu hayatta beni çok sevindirip şaşırtacak ne olabilirdi? Liste sıralandı zihnimde, pıt pıt pıt dizildi maddeler. Ama zaten olmazdı onlar. Hepsi teker teker elendi. Beni sevindirecek şeyler vardı ve hep, yaşamasızdı onlar.
•
Gayecim senin gayen nedir ? Bir Yaralı Kuştum ? Ah be Gaye... Bi’ de işteyken sürekli isss tikk rrarr lı hayal hakikatt tir diye dolanıyorum.
•