31 Aralık 2019

Geleceğe Bir İşgüzarlık Daha Eyledim

*Akira Kusaka

Narsistik Bir Gün ~21.12.19

Kendimleyim. Kendimle kaldığımı resmî olarak ilan ettiğim bir gündeyim. Kendi kendime takıldığımı görenler oldu çünkü gerçek dünyamdan.
31.12.19
Kaderin yollarını değiştirebilirsin de varacağı yeri değiştiremezsin.
•
Senenin son gününe bağlayan gecenin bir köründe “tekamülünü tamamladın” dedi biri ve uyandım bir ân. Baktım başucumda lamba yanıyor, uzandım ve tık, kapattım ışığı. Daldım gene kendi karanlığıma, uykunun sıcak koynuna. Sabah uyanınca o sessiz söz yankılandı zihnimde; görseliyle birlikte: Gecenin karanlığında yumuşak bir ışık ve tık diye karanlığın çökmesi; tekamülünü tamamladın! Ah ! Aaaaaah! Tamamladım mı? Hazır mıyım? Neredeyim ? Peki neden hâlâ kendimi yaşamak acemisi hissediyorum. Öyle tık diye mi oluyor, emin miyiz? Bir şey söyleyin! Bi ri bir şey söy le siiin!
•
2020

Geçen senenin hesabını yapmayacağım. (Cesaretim, gücüm, enerjim, yüzüm yok kendime karşı) Ama aklımda kalanlar var, buraya yazmak bile istemediğim ki söylenir ve yine yapılmazlarsa canımı sıkmasınlar iyice, diye. Ama gene de hatırlatıcılar şeklinde iz bırakalım: ses-renk-ev-öz-port-yeni-iste-diret-plan.

2020’den yaşama sevinci istiyorum önce. Huzurlu bir zihin istiyorum, sağlık istiyorum, neşe istiyorum, enerji istiyorum, huzur istiyorum, güzel ve mutlu yenilikler istiyorum. Yeter, yetmez mi? ( Daha ne olsun, diyenleri duyar gibi oldum. “Allah gözünü doyursun be!” dedi kimileri. Cık cık cık... Millet aç, aç! mı dedin? Hooooffufufuf tamam, tamam bi’ gidin!)

13 Aralık 2019

Uykulu Doz




Dear My Dear, 

Özledim. Uyumadan az evvel, özledim. Adressiz özlemlerin sokaklarında cirit attığı bir şehir gibi, hayır kasaba gibiyim. Benden aslında daha çok köy olur; ekinler ekip fidanlar dikebileceğin. Bir kasaba veya... Büyük şehrin canlılığına öykünen; ama aslında sakinlerinin kendi sakinliğinden oldukça memnun olduğu bir kasaba. Ve belki de bir şehirim; içinde her türden insanı barındıran bir kültür yelpazesi, her semtinde başka başka acıların olduğu bir şehir. Hımm... Ben olsam olsam hangi büyük şehir olurdum acaba? Düşünelim... Birlikte.

Köy, şehir, kasaba diye konuşurken ( yazarken aslında; ama aslında, kafamın içinde birilerinin konuşmaları bunlar) canım buram buram yalıtılmış bir yaşam çekti. Bir dağın tepesinde ya da bir dağa oyularak inşa edilmiş bir manastır gibi. Ya da bir dervişhane. Yalınlık ve sıradanlıktaki sadelik. Ve öze dönüş. Dünya ile ilgili hiçbir şeyin beni ilgilendirmeyeceği bir düzen. Saniyelik de olsa böyle şeyler canım çekerken geçenlerde okuduğum bir yazı geldi aklıma. Canın inziva çeker; ama ya artık öze dönmenin yolu köşeye çekilmek değil de kalabalığa karışmaksa, diye yazmıştı kişi. Kalabalık içerisinde yalınlaşmak daha kolaydır ya her zaman, sanırım o hesap. 

Ah be, ne konuşasım var imiş. Ama böyle uyanık bir zihinle ciddi bir şeyleri konuşur gibi değil; uykuya dalmazdan evvel zihnin en sarih; ama en mahmur zamanlarında yapılan sohbetlerinden olsun isterdim. Konuşmanın başındaki ses tonunun giderek monotonlaşıp bir yerden sonra mırıl mırıllaştığı yastık sohbetleri gibisinden. 

Özlediğim buymuş, bak, buldum! Sesinin mırıl mırıllaştığı yerden öperim!

Sevgiyle,