30 Aralık 2018

Giderayak

“Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık”

Dear My Dear / Oh Darling, 

Sabah bir şiir göndermişti arkadaşım. Sonrasında, ne zamandır şiir okumadığım gelmişti aklıma. Ve akabinde, şiir okumak beni nahifleştiriyor dediğim âna gitmiştim. Gitmiştim de... Dönerken epeyce oyalanmıştım. Zaman sonra, oysa burası bir cangıl, demiştim arkadaşıma. Oysa... Oysalarla geçmemişti işte gene ömür.


•
Hiç bilmediğim sınırlarımı/düşüncelerimi/sevinçlerimi keşfetmeme yardımcı olacak birileri var mı benim için de?


•
Oh Darling, 

Epeydir yoksun buralarda. Çünkü epeydir yokum. İnsanın, varken, kimi kıstaslara göre aslında yok olması da ne şahane bir durum öyle değil mi? (Burada beni anlıyormuş gibi yapıp saçmalamaya devam etmeme izin vereceksin, biliyorum. İşte biraz da bunun için seviyorum seni. Ah, seviyorum dedim, duydun mu? Sanki yeni bir kelime uydurmuşum gibi nasıl da tatlı geldi dilime!) 

Dümdüz, gelişine yaşamacılık yapmıyor olsaydım, bir nebze kenara çekilip kendime şöyle bir bakardım şu sıra. Gerçekten heba! Kötülükten değilse de bu boşunalıktan cehenneme gideceğim sanırım. (Bu sözlerimi ahirette aleyhime delil olarak kullanmayınız, hükmü yoktur :p 

Canımı fena halde sıkan şeyler var; ama yokmuş gibi yaşamaya devam ediyorum. Belki de böyle olması zaten normal olandır. Hani her şeye çözüm bulamazsın, hani her şeyin bir oluru yoktur ya bazen tatlış...

Biliyor musun Oh Darling, en çok kendimi nazlatamadığım için canım sıkılıyor. Vaktimi hasta olmamak için dinlenmek üzere kullanıyorum daha çok. Ya da bunu bahane ediyorum kalabalıktan sıkıldığım ve kendime nitelikli vakit ayıramadığım için. Neyse ne! Böyle dememe rağmen sağda solda sürtmekten geri de kalmıyorum. Saçmalıklar silsilesi... 

Oh Darling, canımcım ! Ne de güzel saçmaladım. Sevgilerim senindir.


•
Bazı ânlar var, bazı kimseler ve/veya durumlar var bana mutsuzluklarımı, o mutsuzlukları çektiğim zamanları anımsatan. Üzüntülerimin boşunalığını cisimleştirip yanıma oturtan. Birden ete kemiğe büründürdüğü yetmezmiş gibi aymaz bir bilinçle yüzüme yüzüme baktırıp onlara; “Ee n’apacağız şimdi?” dedirten. Var böyle ânlar/ durumlar/ kimseler... Ölüşümün nafileliğini anıtlaştırıp ruhumun en ıssız meydanına diken. Çıkmaz sokak hissi... Yitip giden yaşama sevincini nasıl anlatırsın ki? Boşuna. Nafile. Tevekkeli. Beyhude. Heba!


•
Yanında bir serçe kuşu gibi cıvıldadığım ya da miskin bir kedi gibi sırnaştığım kimsem yok. Bir tek bunun tatsızlığı var üzerimde. Gerisi hayat, halloluyor bir şekilde.


•
Nasıl yapacağımı bilmiyorum bazı şeyleri. Çıkmaz sokaklar... Kör kuyulardan çıkmanın erbabı oldum da çıkmaz sokaklarda duvarlara çarpmaktan alamıyorum kendimi. İçimdeki bu sevme meyli ve vazgeçmez direnişçi, benim sonumu getirecek belli ki. Zamanın katli.


•
İnsanın sevdiği biriyle vedalaşırken “hakkını helal etme” demesi...


•
Söylemek istediğim şeyler var. Aslında, konuşamadığım kimselerim var. Öyleyse niye varlar? 


•
"Söylediklerinin sadece doğru olmasına değil, konuştuğun kimsenin bu doğruya katlanabilecek olmasına da dikkat et."

Hakikatli söz.


•
Şimdi, buraya, geçen yılın değerlendirmesi ve gelecek yıldan beklentilere dair bir şeyler yazıyor olmam lazım; kendimce oluşturduğum geleneklere istinaden. Amma velakin canım hiç istemiyor böyle bir şey. Bunun için elbette kendime yüklenmeyeceğim; paşa gönlüm, canım kendim istememiş; onun hatrını mı kırayım şimdi? Zaten canım sıkkın; bir ay boyunca yazdığım şeylerin yarısı silindi... ctrl-Z tuşunun eksikliğini çekiyoruz efenim.

Hoşça güle.