Hani yazmasaydım deli olacağıdım diye değil de ojelerim kururken bozulmasın diye yazıyorum şu an. Yazmak yazmak olalı böyle aşağılanma görmedi, derdim; ama o kadar çok çöp kitap var ki ya da o kadar çok "2 cümleyi peşpeşe dizen yazar olmuş" ki; demeyeceğim. Belki de yazmaya getirilmiş en tatlış sebep budur? (değil değil.)
Anlatacağım birkaç şey vardı; ama nedense şu an Meksika çöllerinde yuvarlanan diken çalısı yumağı imgesi dönüyor zihnimde. Vuu uuuvv pphuuu... toz. toz. toz. çember. çember. diken. diken...
*
İyilerin kazanamadığını görünce üzülüyorum. İyi şeylerin devam etmediğini görünce de. İyi şeylerin devam etmeyeceğini bile bile denemeye devam eden iyilerin nahifliğini görünce de.
*
Dear My Dear !
Akşamları soğuğa aldırmadan; hatta soğuğun başımdaki ağrıya iyi gelişine kapılarak, yürüyüşe gidiyorum. Eve gitmemek için yolu uzatma bahanesiyle değişik değişik sokaklardan yürürken yolum Arnavut kaldırımlı dibi denize dökülen yokuşa çıktı birkaç kere. E haliyle, senden çok dear olmasın, sevgilim denize dayanamayıp... Aslında çok mutsuz olduğum bir akşam başladı hepsi. Terapiye diye gittim deniz kıyısına, dalgalara baktım, taşlara. Mutsuzken ya da ağlarken o sokaktan indiğim iki oldu.
*
Konuşurken aslında konuşamadığımızı hissettiğim kimseler var. En baştaki kişi, babamdır Bir şey anlatmaya çalışırken aynı zamanda, ben seninle niye konuşuyorum ki, diye söylendiğim bir konuşma bu, bahsettiğim. Bir taşın parçalanamazlığı, bir taşın değişmezliği, işte bu. Sonra mana veremediğim konuşmalar var, başka başka kimselerle...
*
Rüyâlarımı kahramanlarına anlatmalı mıyım, hı ne dersin? Gözlerinden öperim!
