8 Şubat 2018

Royal Maroon

 

Hani yazmasaydım deli olacağıdım diye değil de ojelerim kururken bozulmasın diye yazıyorum şu an. Yazmak yazmak olalı böyle aşağılanma görmedi, derdim; ama o kadar çok çöp kitap var ki ya da o kadar çok "2 cümleyi peşpeşe dizen yazar olmuş" ki; demeyeceğim. Belki de yazmaya getirilmiş en tatlış sebep budur? (değil değil.) 

Anlatacağım birkaç şey vardı; ama nedense şu an Meksika çöllerinde yuvarlanan diken çalısı yumağı imgesi dönüyor zihnimde. Vuu uuuvv pphuuu... toz. toz. toz. çember. çember. diken. diken...

*
İyilerin kazanamadığını görünce üzülüyorum. İyi şeylerin devam etmediğini görünce de. İyi şeylerin devam etmeyeceğini bile bile denemeye devam eden iyilerin nahifliğini görünce de. 

*
Dear My Dear ! 

Akşamları soğuğa aldırmadan; hatta soğuğun başımdaki ağrıya iyi gelişine kapılarak, yürüyüşe gidiyorum. Eve gitmemek için yolu uzatma bahanesiyle değişik değişik sokaklardan yürürken yolum Arnavut kaldırımlı dibi denize dökülen yokuşa çıktı birkaç kere. E haliyle, senden çok dear olmasın, sevgilim denize dayanamayıp... Aslında çok mutsuz olduğum bir akşam başladı hepsi. Terapiye diye gittim deniz kıyısına, dalgalara baktım, taşlara. Mutsuzken ya da ağlarken o sokaktan indiğim iki oldu. 

*
Konuşurken aslında konuşamadığımızı hissettiğim kimseler var. En baştaki kişi, babamdır Bir şey anlatmaya çalışırken aynı zamanda, ben seninle niye konuşuyorum ki, diye söylendiğim bir konuşma bu, bahsettiğim. Bir taşın parçalanamazlığı, bir taşın değişmezliği, işte bu. Sonra mana veremediğim konuşmalar var, başka başka kimselerle...

*
Rüyâlarımı kahramanlarına anlatmalı mıyım, hı ne dersin? Gözlerinden öperim!


4 Şubat 2018

L KOLTUK


Şubat, 2016 

Günlük seslerin silinir olduğu saatler bunlar. Yoo, hayır; sabahın ilk ışıkları değil ya da gecenin en zifirisi. Günün en civcivli saatleri bunlar oysaki. İnsan, sevdiğinin yanındayken diğer sesleri duymaz olur ya, öyle hani. Benliğin, diğer yarısını biteviye ararken her türlü rengin ahengine, sesin tınısına, kokunun üst notalarına ve dokunmanın sıcaklığına açık olduğu gibi değildir insanın algısı o vakitlerde. Aranan yarım, bulunmuştur ya, oh! Dünyanın geri kalanına kapanır duyular. Bütün olmanın verdiği o hisle, hiçbir matematiksel kabulle ispat edilemeyen; bir artı birin gene bire eşit olması boyutudur bu.

Bir tek molekül, tüm reaksiyonu tetikleyen… Bir insanın bir diğerini tümüyle, yani olduğu gibi ve yani, tüm kötüsü ve olağanca iyisiyle sevmesi mümkün müdür? Kıvılcımı çaktıran bir şey ve sonrasında tümü kabullenme ve ilerleyen zamanlarda da olanı, her ne ise ve değilse, sevme... İnsan birini sevmeye bir şeyden başlıyor, bunun sonucunda bir süre sonra galiba âşık oldum dedirtiyor o şey insana. Ne olduğu ancak zamanla kavranabilecek bir şey bu. Sonra etap etap sevmeye devam ediyor. Aynı insanı kaç farklı şekilde sevebilirse bir insan, öyle sevmeye devam ediyor.

“Ben bu rakunun ilk neyine âşık oldum acaba?”, diye cevabını bilmediği bir soru daha yolluyor evrene. Kucağındaki bilgisayarın “düşük pil uyarısı” vermesiyle irkiliyor. Düşünce zincirleri çözülüyor birden. Halka halka uçuşup yok oluyor düşünceler. Kendi de salınıp durduğu paralel evrenlerden koltuğun kısa koluna ışınlanıyor molekül molekül. Balkonun kapısı açık, hafif de serin hava. Gökte sarımsı bir grilik var; “kararsızlığın sarımsılığı” diye düşünüyor. Ekrana, yaklaşık bir saattir yazmaya çalıştığı makaleye bakıyor. Bir paragraf ancak ilerleyebilmiş. Kalkıp bilgisayarı şarja takıyor. O ise hâlâ koltuğun uzun kolunda, gözleri çipil çipil zeki zeki, kucağında bilgisayarı, çalışıyor. Onu ve cevabı olmayan soruları seviyor. 

Kenarda Köşede Kalmış Şarkılar #5

Birazdan övgüyle söz edeceğim şarkının esin kaynağı tvden duyduğum bir haberdir efenim. Haberde, İngiltere'de Yalnızlık Bakanlığı kurulduğunu ve "yalnızlığın doğru ölçümü" için yöntemler geliştirileceğini anlatıyorlar. Adamlar sistematik! Konu ile ilgili arkadaşımla hemen bir "geyik" çevirdik elbette. Bizde kurulsa bakanlıkta kimlerin çalışabileceği üzerine epey eğlendik... Mahalledeki çöpçatan teyzelerin bakanlıkça görevlendirilip nerde/ne kadar bekar genç varsa teker teker bulup evlenmek üzre nasıl darlayabileceğini... Güldük eğlendik falan; ama bu iş aslında oldukça ciddi bir sorunu da şiddetlendirebilir. Ki adı da toplum baskısıdır efenim. Pek çoğumuzun maruz kaldığı, "ayy ben senin iyiliğini düşünüyorum" adı altında insanların hayatlarına müdahele hakkını kendinde bulma eylemi. Ayh dur, gene dellendim! <:) Neyse efenim şarkımıza gelelim. 

Bu şarkı efenim, sene 1995'te ses bulup canlanmıştır. (hahah, kendimi Yeşilçam filmindeki bir karakter gibi seslendiriyorum bunları yazarken.) Sözleri, sevgili Candan'nın o zamanki yaşına göre epey büyük olsa da kulağa küpe olacak cinstendir efenim. Klibi de han'mfendinin tüm zarafetini vurguluyor bittabi. Kenarda kalmıştı, fosforlayayım istedim.)



Candan Erçetin  ~ Vakit Varken ~ Hazırım '95