Gökyüzüne bak. Gökyüzüne bakana da bak. Sonra dön, içinin göğüne bak. Mucizeler mi? Umutlar mı? Sevgi mi? Neşe mi? Güç mü? Ne bulmak istiyorsun orada? Kırma göğüne uzanan dallarını. Koparma toprağına inen köklerini. Aradıkların zaten orada. Görmek iste sadece. İnanmasan da inan. Ümit edemesen de um.
Bunları, elle tutulur hiçbir şeyimin olmadığı bir zaman diliminde yazıyorum. Etrafımdaki tüm bu olmamışlıklara; hayal ettiklerime bir türlü ulaşamamış olmama, hiç sakinleştiremediğim huzursuz panik zihnime, sevgisizlikten ölmüş de dirilmiş halime rağmen ben, nasıl da böyle konuşabiliyorum peki? Çok garip bence de. Boş vermişlik mi? I-ıh, cıks; keşke öyle olsa. E, peki ne öyleyse? İçime güveniyorum, özüme. Biliyorum; bilmediğim bir şeyi. Orsa alabanda tramola: Bilmiyorum, bildiğim bir şeyi.

