Düştüğüm kör kuyudan çıkarken içimde ne varsa yitirmişim. Sevmek en başta, yaşamak sevinci, neşe, başarma azmi, macera ve daha bir sürü şey. Çıktım; çünkü çıkmak gerekirdi. Varolmuştuk bir kere. Yaşamak yakamızı bırakmadı ya da cesaret bulamadık ya da Azrail unutmasın diye edilen duaları kabul olmayan; ama mezarlıklarda kahkaha atabilen biriydik.
Çıkınca da iş bitmedi elbet. Her şeye yeniden başlar gibi ezberler ettik, yola devam için. Bildiklerimizi unutmuştuk ya çoktan, eski alışkanlıklarımıza da geçit vermedik. Gelsin hayat bildiği gibi gelsin~cilik dedik. "Ölümü göze alan yaşamayı da bilir~cilik.","Yaşam anlamsızdır; ama yaşamaya değerdir~cilik" dedik. "Her zaman başka vardır~dan elindekileri parlatmaya bak"~a geçtik. Sırf yolda olmak ve düşünmemek, eski dostumuz kör kuyuya tekrar düşmemek için dümdüz, sıradan, sıkıcı yollara revan olduk.
Zaman geçti. Çok zaman geçti. Zaman hâlâ geçiyor... Şimdi o sıkıcı, sıradan, dümdüz yolda eski bizi; o kör kuyudan çıkarken ağırlık yapmasın diye ruhumuzdan teker teker söktüğümüz parçalarımızı özlüyoruz. Ve bazen, bir gün diyoruz; kendimizden kendimizi tekrar doğurduğumuzda kavuşacağız eski neşemize. Ve belki de daha parlak olacak şenliğimiz kim bilir, diyoruz tüm nahifliğimizle. Bazen de kör kuyunun hatırası karanlıkla, o "bir günün" asla gelmeyeceğini, nafile bir ümidin uçurtmasını uçurduğumuzu düşünüyoruz. Böyle işte ahval ve şeraitimiz.
Sevgilerim sizindir...