26 Mayıs 2019

Bir Resmin Anlattıklarıdır


Gertrude Abercrombie
•
Vazgeçiş. Kaçış. 
Geride buruk bir adam. Peşinde; ama ayakları gid-e-me-yen hayal kırıklığından, hüznünden, inanmışlığının boşunalığından. Peşinde; ama şimdilik. Bir müddet sonra vazgeçecek; belli burukluğundan, omuzlarının düşüklüğünden.
Ve ikisi arasında, yerde, bir mendil. “Senden kaçıyorum; ama beni yakala, beni bul lütfen!” demek için düşürülmüş(!) Vazgeç-e-me-yiş, aslında. Ama yazık! Peşinden gelen yok; olmayacak da. Çoktan vazgeçmiş adam. Tam da “Kimdi giden? Kimdi kalan?” durumu. 
•
Vazgeçiş. Kaçış. 
Geride buruk bir adam. Peşinde; ama ayakları gid-e-me-yen hayal kırıklığından, hüznünden, inanmışlığının boşunalığından. Peşinde; ama şimdilik. Bir müddet sonra vazgeçecek; belli burukluğundan, omuzlarının düşüklüğünden. Ama tam da vazgeçecekken o da ne! Yerde bir mendil! Düştü mü düşürüldü mü? Her neyse! Bir umut bu! 
•
Vazgeçiş. 
Ve geride her şeyden habersiz bir adam. Umursamaz daima, ve kendinden başkasını göremeyecek kadar bencil. Sadece yoluna bakan biri. İleriye bakmayan, baksa da göremeyen, görse de gördüklerini anlayamayan biri. Yolun ilerisine baksa keşke; görse keşke; anlasa keşke.
Ve ikisi arasında, yerde, bir mendil. Düşürülmüş(!) Vazgeçemeyişin ispatı. Heyhat, neye yarar! Üstüne basılıp geçilecek oysa. 
•
Kaçış. Son anda pişman olup sevmeye çalıştığından bir türlü sevmekten vazgeçemediğine doğru bir koşuş. İçinde çağlayan bir aşk ve kafasında; çılgınlık bu, söylemleri. 
Geride buruk bir adam. Peşinde; ama ayakları gid-e-me-yen bildiğinden, sevgiye olan inancından ve sevdiğinden. Peşinde; ama şimdilik. Bir müddet sonra vazgeçecek; belli burukluğundan, omuzlarının düşüklüğünden. Vazgeçecek elbet, zorla mı sevdirecekti kendisini. 
Ve ikisi arasında, yerde, bir mendil. Geride kalan buruk adama bir anıt mezar, sevdiği; ama sevilmediği kadından. 
Kadında coşkun bir umut. Dileriz uğruna bir başkasının hayatını onulmaz şekilde yaraladığı adam ona aynı duyguyu yaşatmasın. 
•
Kaçış. Canını kurtarmak ister gibi, nefes nefese bir kaçış. 
Geride sakin ve sakinliği ürperten bir adam. Rahat ve emin adımlarla peşinde kadının. Kaçarsın; ama kurtulamazsın, nasıl olsa yakalayacağım der gibi umursamazlığı. Soğukkanlı bir katil gibi. Ve ikisi arasında, yerde, bir mendil. Adam mendili yerden alıp uzun uzun koklayıp ceketinin üst cebine iliştirecek ağır çekimde. Eyvah, kadının kaçışı nafile! Yakalanacak. Ve eyvah...
•
Kaçış. O geliyor! Ve saklanış biraz ötelerde.
Ve geride her şeyden habersiz dalgın bir adam. Kim bilir neler var kafasının içinde. Omuzları düşük bir miktar. Hüzünlü belli ki. Acaba neye dertlenmiş. 
Ve ikisi arasında, yerde, bir mendil. Adamın yoluna düşürülmüş kasten. Mendil biliyor bunu, görev. Adam dalgın; fakat görecek yolunda bu kar beyaz mendili ve yasemen kokusunu duyacak eğilip yerden alırken. Kimin acaba derken biraz ötede salına salına yürümekte olan kadını görecek. Koşup seslenecek kadına ve uzatacak mendili. Ve mendil görevini tamamlayacak burada. Kadın artık karakterine göre ya mahcup ve masum ya da işveli ve kurnaz role bürünecek düşürdüğü(!) mendilini alıp teşekkür ederken. Beraber yürüyecekler yolun devamında. 
•

16 Mayıs 2019

Vurur Yeryüzüne



Kimsenin okumadığını bilerek yazmanın zevkine varıyorum.
•
Sevgili Hiçkimse,
Şu an bir şeyi merak ettim; soracağım: Hem hiç olup hem de kimse olmayı aynı anda nasıl başarıyorsun?
•
Toplumsal olarak o kadar alıştık ki artık haksızlıklara, bireysel yaşantımızda pasif olarak bile direnmeyi bıraktık. Ulvi söylemler edinip onları kalkan eyledik kendimize: olsun, canı sağ olsunlar, kısmet değilmişler, şurda ne yazıyorsa o’lar... Nahif ve ince ruhlularımız en önce yapmaya başladı bunu. Sonra bir tık beridekilerimiz, derken derken... Haksızlığı yapanlar bile söylemeye başladı bunları. Bi’ dakika ya, onlar bizim! Avuntularımızı da mı elimizden aldınız! İşte o zaman uyandım ben! Uyandım da ne yapmalı? Kötüler de senin söylediklerini söylüyor. Ne farkın kaldı? Onlarla aranda bir fark olmalı, sadece senin bilmediğin. Ne yapmalı? Ne yapmalı da iyilerin hakkını savunmalı? Ne yapmalı da iyiliği sahtelikten kurtarmalı? Madem kötülerin ağzında iyilik sözleri, madem onlar görünürde iyi, sen ne yapacaksın, kötü mü olacaksın? Kötüler iyi rolü keserken sen, bir iyi olarak sen, gerçek bir kötü mü olacaksın? Gerçek bir kötü, kötüden bile kötü olup ona bu sahteliğini ödeteceksin demek. Vay be! Ee nerde kaldı iyiliğin? Hani sen iyiydin?

•
İçinde kuyular.
Ve o kuyulardan uzanan kollar...
Bekler ve bekler...
Hisseder düşüşünü,
Hayal kırıntısının
Yakalar o kollar
Ve çeker... ve çeker içine.
Düşerken tam da
Vurur seni yeryüzüne.
Yaralar, ah o yarasıyla yaşayanlar
Ölmezler ama yaşamazlar da

•
Uyandım, saat 11:15. Ne güzel! Uyuyabilmek ne güzel! Kaçta yatarsan yat sabahın 6sında uyanmak zor. Ya da sabahın 04:30’unda uyanıp bir daha uyuyamamak.

•
Rüyâmda “Stockholm sendromu bu!” dediğimi hatırlıyorum. (İyi ki uyanır uyanmaz yazmışım aklımda kalanları.) Canım kendim, rüyâda bile teşhis koyuyor. Rüyâmda, beni öldürmek isteyen kişiye âşık oluyordum! Öyle ki bana doğrulttuğu silahın mermilerini saklıyordum aşkımdan.
Ulan ne biçim sevme anlayışın var! Ah Pluto, ah!
Ayrıca niye beni öldürmek istesin biri? Bu ne biçim bilinçaltı... Bir de beni öldürmeye çalışan kişinin onu sevdiğimi fark etmesi işleri değiştiriyor. Bir türlü beni öldüremiyor ve sonunda o da beni sevmeye başlıyor.  Stockholm in Stockholm! :) Rüyâda ölmemeyi başararak sevmenin yaşamsal bir önem taşıdığını görüyoruz bilinçaltı semalarımda.

•
Şey çok kötü, duygusal yükler taşımak. (Böyle bir deyiş ise hepsinden kötü) Akışına bıraktım bazı şeyleri. Gittiği yere kadar artık. Canım canımı sıkmaya gerek yok. Olacak olan olur. Ölecek olan ölür. Gidecek olan gider. Kalacak olan kalır. Gelecek olan gelir. Başlayacak olan başlar. Bunları çoğaltasım var. Ne yani, canım azıcık saçmalak istemiş olamaz mı?
Bugün capcanlı bir kırmızı giydim. Ölük enerjime rağmen enerjiktim. Dışındaki renkler, içindeki renkleri aktive ediyor canımcım!
Amaaan naralar atıp atıp 🎶🎵 aamaaan 🎵🎶

1 Mayıs 2019

Mükerrer


Enerjini, hiçbir zaman algılayamayacaklar için tükettin ömrünü. Değmedi. Ama öğretti. 
•
“Nasıl anlatsam düşen bir yaprağın sesini tıp diye içimde duymayı. “
•
Geçer sanmıştım, hani Mart gelince, varoluş sancılarım sarıyor ya beni... Mart bitince biter sanmıştım. Gerçi hakkını yememek lazım; çok zor da olsa, geçiyordu günlerim. En kötüsü de ne biliyor musun sevgili Rüzgârın Tersi? (Biliyorsun elbet; bırak bari şurda anlatayım, içimde tutamıyorum.) Kendimi neşeli neşeli ve sevinçle gördüğüm bir gündüzdüşünün hemen ardından, günüme ve günlerime kabus gibi çökmeleri; kişi ve durumların. Bir kırçiçeğini hoyratça koparıp ardından tüm hıncını çıkarırcasına ayağınla ezmek gibi bir şey bu. Kopardın yetmiyor. Yere attın; yine yetmiyor. Ezip çiğneyeceksin, illâ. Öyle yaptılar.

Fiziki varlığıma bir şey olmuyor; ölemedik; gördük de... Ruhumu kurtaramıyorum. Bir yolu olmalı. Ruhen yaşayabilmek için fiziki olarak da yaşamımı devam ettirmem lazım. Ama ben ikisini bir arada yapamıyorum. Sıradanlığın olağanlığını da yürütemiyorum. Ben sıradanım; ama ruhum değil. (Bırak da bir şeyleri bilelim canımcım, nasıl bildiğimizi bilmeden; bilelim. Ki bu, bilmelerin en güzeli, en ilahisidir.)
•
Biraz önce bir papağanın yaşam enerjisine imrendim. Ağlayasım geldi sevinçten. Zaten yaşam enerjisini görünce ya şaşkınlıktan diyecek söz bulamıyorum, hayretler içerisinde izliyorum ya da böyle gözlerim sulanıyor, sevinçten ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. 
•
Ölüp ölüp her seferinde kendinden yeni bir ben doğuruyorsun. Değiştim sanıyorsun, yanılarak. Her öldüğün ve ardından doğduğun gene aynı sen. Değişim var; ama değişim yok aslında. Uyandın; ama ayılamıyorsun. 
•
Rüyâlarımdan ya da meditasyonlardan bir şeyler kalıyor geriye. Biliyorum; ama ne olduklarını hatırlamıyorum. Umarım vakitleri gelince doğru olan şeyi yaparım. 
•
Özgürleşmek istediğin, farkındalık geliştirmek istediğin ne varsa düşün.
•
“Hâl böyle iken cancağzım...” söze böyle başlamak ne kadar da lezzetli. Hâl böyle iken yani, kimseyi tüketmek istemiyorum bu süreçte. 
•
Başımda korkunç bir ağrı var şu an. Ve sevmediğim, üzüldüğüm, sinirlendiğim, endişe ettiğim, korktuğum, gıcık olduğum ne varsa oradalar, başımın içinde. Postallarını vura vura beynimin içinde tepiniyor gibiler. Postal; çünkü bu ağrıyı bale ayakkabısı yapamaz. Oysaki beynimin içinde bir balet saltolar atsın, süzülsün isterdim. Heyhat! 
•
Tam sana göre biri aslında, diyorlar bazen durup durup. Ne tam bana göre? Sevgisizlik mi? Teşekkürler, canlarım ya iyi ki varsız(!) Ne tam bana göre, ne? Zavallılık mı? Ne oldu? Sıkıldın mı? Dinleme o zaman! 
•
Mümkünse bu sefer yarım kalmış hesapları, alınacak dersleri, yaşanması gerekenleri yaşayıp defteri kapatayım istiyorum. Bi’ ruha bu kadarı yeter.
•
Özlemekten o kadar ama o kadar korkuyorum ki etrafımda özleyecek kimse bırakmamışım. 
•
Normlara göre yaşıyor olarak kabul edildiğim zamanları hatırlamıyorum. Ama yaşamıyor olduğum zamanların hatırası benimle. Ve o günleri hep güzel günler diye anımsıyorum. Belki cidden de öylelerdi; güzellerdi ya da sırf hatırlıyorum diye ben güzel olarak niteliyorum. Elbette her günü şahane değildi; ama hiç değilse geriye hatırlanacak bir şeyler bırakmış yaşanmayan zaman. Güzeller yani. Yaşamak ne o halde? Hiçbir anı kalmadan geçip giden günler mi? Önemsemediğin şeyler uğrunda ömrünü tüketmek mi? Yaşamak buysa ben istemiyorum. Mer ha baa ölmek istemek’çim! 🎶🎵
•
Kendini en çok sen sev.
•