Ginko'ya,
Aradaki mesafenin bir anlam ifade etmediği bazı kimseler oluyor bazen. Hani yanında olsa da şöyle sıkı sıkı sarılsan ya da başını omzuna yaslayıp ö-öylece ah çeksen veya denize sıfır bir çay bahçesinde güneşi batırsan birlikte, yürürken bile şiir okusan hele, elbette daha güzel. Ama bazen cidden! Yine öyle oldu. Aradaki zaman farkına rağmen aynı anda birbirini düşünüp habersizce aynı şeyleri yapıyor olmak... Canım Ginko'm! (sarı yaprak ♥) Aa yeni kod adını buldum canımcım ;) Madem yazılarımı özledin, bu yazıyı sana ithaf edeceğimmmm nım nım nımmm lâ lâ lâ lââ, lâl-lâl lââ... ♪ ♫ ♩ ♬
⋆⋆⋆
Günlük
yaşamda canımı sıkan şeylerin en başında, kendi kendime konuşma
özgürlüğümün kısıtlanıyor olması geliyor. Adım deliye çıkacak diye kendi
kendime konuşamaz, komiklikler, şakalar yapamaz duruma geldim.
Frekansların el ele tutuşup Meksika dalgası yapamadığı ortamlarda olmak
üzücü. Canımı sıkan ikinci şeyse yürüyüş yapamıyor olmak. Hem çok soğuk
hem de çok karanlık. Kendimi bir deniz kenarına ya da üşümez veya
üşenmezsem bir vapur sefasına çıkaracağım. İyotsuzluk başıma vurdu! (Bu
cümlenin sonuna bir "ayol" gidermiş gibi geldi, hiş sevmem:) (dün, kendimi, kendini sahile vurup intihar eden balinalar gibi sahile vurdum, tek farkla; yaşayabilmek için.)
Hani bir şey var ya çok istediğim; o şey olursa çılgın sevineceğim. Başta... Sonrasında zırıl zırıl ağlarken bulmak istemiyorum kendimi. Dilerim ki o şey olursa sonrası da güzel olsun. Bence ben yeterince üzüldüm, bundan sonrası için kolaylıklar ve güzellikler diliyorum kendime. Canım kendim! :) Bugün sahilde dalgalarla ayak izi silmece oyunu oynarken bunu düşündüm hep. Bir-iki hafta deniz, sahil görmesem depresyona giren mızıl mızıl mızıldanan biri olarak, bilmiyorum... Pfff... Ne iseeee... İ Yİ DÜ ŞÜ NE LİMMM!
Hani bir şey var ya çok istediğim; o şey olursa çılgın sevineceğim. Başta... Sonrasında zırıl zırıl ağlarken bulmak istemiyorum kendimi. Dilerim ki o şey olursa sonrası da güzel olsun. Bence ben yeterince üzüldüm, bundan sonrası için kolaylıklar ve güzellikler diliyorum kendime. Canım kendim! :) Bugün sahilde dalgalarla ayak izi silmece oyunu oynarken bunu düşündüm hep. Bir-iki hafta deniz, sahil görmesem depresyona giren mızıl mızıl mızıldanan biri olarak, bilmiyorum... Pfff... Ne iseeee... İ Yİ DÜ ŞÜ NE LİMMM!
⋆⋆⋆
Geçen gün ne için olduğunu hatırlayamadığım bir şey/mesele için zihnimde bir çevrim/döngü imgesi belirmişti. Şu an başka bir şey için aynı imge beliriyor. Başka olduğunu nerden mi biliyorum diğerini hatırlamazken? Çünkü bu mesele gündeme yeni geldi, öncesi yoktu, ordan. Bazen ne düşünüyorum biliyor musun; her gün aynı şeyleri yaşıyormuşuz gibi. Her gün aynı şeyleri yaşıyor ve unutuyormuşuz gibi. Olan şeyler birebir aynı şekilde olmasa da gene olmaya devam ediyor. Olmayanlar da olamadıkları noktalardan olmamaya... Geçtiğimiz hafta resmin dışına çıkıp şöyle bir tabloya baktığımda gördüğüm tek şey aynılık ve işte, o çevrim. Hatta bir yerlere karalayabildim mi bilmiyorum; ama şöyle cümleler yazılmıştı zihnimin kağıtlarına: Çevrim devam ederken hiçbir şey yapmaz da sadece izlersen eğer; gene aynı şeylerin, ve belki de aynı şekilde, olması kaçınılmaz olacaktır. Önemli nokta burada işte! Hayır hayır bir şeyler yapmak gerekliliği değil; önemli olan. Bunu herkes bilir. Önemli olan ne yapman gerektiğini bilmektir. Bu da sanırım kimseye vahiy, ilham yoluyla gelmiyor. Yanıla yanıla öğreniyor insanlar. Sevgili Ursula bir romanında, bir karakterine şöyle bir söz söyletmişti: "Geleceğini bilmek ister misin?" diye sormuştu bilge. "Neyi yapmamın doğru olacağını öğrenmek isterim, yapacağım şeyin ne getireceğini değil." diye yanıtlamıştı kahraman. (hayranlık duyduğum süper güçlerden biridir; alıntı yapmak. bende yok o süper güçten.) Bu söz o kadar büyük bilgelik içeriyor ki bana göre... O ân için yaptıkların doğru olabilir; fakat zaman sonraki getirileri değişkendir. Şanslıysan iyiliklerle; değilsen kötülüklerle yüzleşirsin. Çevrime dönecek olursak, bir şeyler yapmak elbette ki hiçbir şey yapmadan öylece izlemekten iyidir. Bir de yaptığın hamlelerin doğru olduğunu düşünsene... Ne şahane! Ama gene de şöyle düşünmeden edemiyorum: Temelde iki unsur var: Olmak ve olmamak. Yani bunlar yazgılı. Olmaya yazgılı bir çevrimde tüm uğraşların, bir şeylerin istediğin şekilde olması ya da daha iyi, en iyi olması üzerinedir. Buradaki önemli nokta verileri yakalayabilmektir. Yani tam da istediğin gibi olmadı diye tüm sistemi "olmayan" olarak nitelemeden, minik oluşları yakalayabilmek ve çevrim devam ederken farklı sonuçlar almak için bir şeyler yapmaya devam etmektir mühim olan. Olmamaya yazgılı çevrimde ise; bir şey üzerine olan tüm uğraşlar, te en başından beri olmamakla sonuçlanmış ve sonuçlanmaya devam etmiştir ve gene ne kadar uğraşırsan uğraş olmayacaktır. Bu çevrimi diğerinden ayıran en önemli nokta; döngü devam ederken daima aynı şekilde yaklaşmaktır mesele ve durumlara. Aslında bir şeyi olmamaya yazgılı kılmak sendedir diyebiliriz; bir bakıma. Bunda da iki faktör devreye giriyor sanırım: İstemek (yeterince) ve yeti/kapasite. Bunların ikisi ya da en azından biri olmayınca, çevrim "olmamaya yazgılıya" dönüveriyor.
Şimdi bu çok bilmişliklerimi alıp önüme, düşüneceğim kendim de. Öyle ahkam kesmek kolay. (Oh Darling! Hani susturacaktın beni bir bir keserken ahkamları!) Düşüncelerin temeli yok belki, belki hepsi birbirini baltalıyor kökten? Ya da çok saçmalar? U mu rum da değil, ben kurtuldum şimdi sizler düşününüzzz :) Lâ lâ lâl lâl lââ ♪ ♫ ♩ ♬
Fleetwood Mac - The Chain













