*
Ah sevgilim,
Seninle bir kanepede, şöyle yekpare, hiçbir şey düşünmeden ve gün boyu bir şey yapmadan sarılsak... Dünya dönse; ama ekvatoryal değil; meridyenel, tepetaklak. Sonra güneş batsa bir yerlerde, yansısa gene bir yerlerden ve üstümüze düşse ışıkları. İçimizde süpernova sevinçler! Olası evrenlerimizde ayrı zamanlarda da olsa göğe baksa olası senler ve olası benler. Ve hissetseler, bir yerlerde olası benlerinden birinin mutlu olduğunu, hiç değilse. Yetmez; ama mutlu olsalar bir rüzgârcık.
•
Sırf denizi seviyorsun diye vapura binip de dışarda oturup; hatta oturmayıp denize ve rüzgâra daha da yakın olmak için ayakta, kenarda, durduktan sonra hani yani bu kadar sevdikten sonra, üşüdüğünde omzunu örtecek bir şal dahi bulamamaktır yalnızlık.
•
Mütemadiyen bekliyorum. Bu beklemek bitse. Kurtulsam beklemenin hidrojen bağlarından. Bırakın beni kararlı “kararsız” atomlar.
•
Geçenlerde tanıştığım biri, bana “Hakkında bir uyarıda bulunmak istesen, ne derdin?” diye sordu. İlk başta anlamamışım. Hemen beylik cevaplarımdan birini verdim: Canını sıkmayın. Ki aslında, bu tehditvari uyarı da hakkımda bir uyarı niteliğinde değil pek. Canımı sıkanın canını sıkarım, demeyi çok isterdim de her zaman diyemiyorum. Canımın sıkılmasını istemezdim yok yere, benim minnoş kalbimi üzmeyin demekti aslında. Ama anlamadığım şey şu imiş; senin diğerlerinden farkın nedir, diye sormak istemiş. Dikkat! Karşında; ne istemediğini bilen, zeki, özgüveni yüksek biri var. Ya da şu olabilirdi karşıdakine göre değişebilir, tabii: Dikkat! Çok sevebilir, şanslıysan.
Bunu ben de soracağım tanıştığım kimselere. Bakalım ne tür uyarılar gelecek. Bununla ilgili “Attention Please” yazıları yapmaya karar verdim şu an.
•
Bir fincan kahve olsam 40 yıl hatırım vardı. Ömrümü ben sana verdim, beni sevsen ne vardı, diye güfte yapmışlar da kahve kavurur gibi ciğer kavuran sesiyle söylemiş teyzem. Buram buram tüttü fazla kavrulmuş, yanığımsı kahve kokusu.
•
Gene geçenlerde bir şey izledim, narsist insanlarla ilgili. Cehalet kötü biri a dostlar! İnsan bilmeyince içinden çıkamıyor durumların. Meğer hep bu yüzden imiş. Size ruhumun ipek iplerini gönül rızasıyla açık eden bana da yazıklar olsun!
•
Bir dönem, beni gittiğim yere sırtında taşıyan mutsuzluğum, şimdilerde, müdavimi olduğu yerine geçmiş tekrardan. Hangi çakrama tekabül ediyor acaba. Sanırım bu canavarı yenemeyeceğim.
*Marie Pierre Kuhn

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder