Duygularla yaşamak vs. Duyguların seni yaşaması
Bunlar birbirinden farklı mı; yoksa üzerinde durmaya gerek olmayan çok da saçma şeyler mi? Düşünelim... lim... lim...
Duygularla yaşamak için geniş zamana ihtiyaç var sanırım. Bir duyguyu anlayabilmek bile aslında başlı başına önemli bir mesele. Önce tepkisi gelen bir şeyin nedenlerini bulmaya çalıştığında; şurada dursun, şimdi zamanı değil denilmiş, tozun şefkatle üstünü örttüğü hisler çıkıyor altından.
Tepki, ardındaki duygu... Tespit ettin diyelim. Ee sonra? Ne yapacaksın onunla? Bulaşık makinesini boşaltırken neyi nereye, nasıl koyman gerektiğini bilmemek gibi bir an. Yabancı. Bu, belki ilk defa karşılaştığın bir duygu için geçerlidir. Ama alışılagelmiş bir duyguysa, hep duyduğun, birilerinde gördüğün? E sende de varmış? Tamam, haydi, koy yerine de yerini bilsin. Öylece elinde mi kaldı duygular. Çok tanıdık, zaten hep varmış gibi... de... aslında yokmuş... -muş... fırsatı. (Neye?) Hissetmeye. Haydi tanımla onu, bul yerini. Tanımlamak kabul etmek, bir nevi. Madem tanıdıkmış ya, koy adını bu duygunun/hissin. Öylece rengine, desenine; şekline şemailine göre yer aramak... Ve raflara dizilmiş duygular arasında elindekini yerleştirecek yeri tam olarak bulamamak... Tanımlamak yetmiyor elbet, o duyguya dokunman da gerek, hissetmek için. Öyle, varmış gibilerin cismi de belirsiz olur. Hani bu iyi bir duygu mu ki, şekli oval, köşeleri yumuşak mı? Dokununca pürüzsüz mü? Genellikle "varmış gibi, ayh çok tanıdık" duyguların biçimleri böyledir. Onlar zaten bilinçdışı öğretilerle kendiliğinden ambalajlı gelir "jan janlı" veyahut cicili bicili. Köşeleri yoktur, yumuşak ve pürüzsüz bir taş gibidir. Deniz kenarında sığ yerdeki suyun içinde, eline alınca pürüzsüzlüğünü hissettiğin, hayran olduğun taşlar gibi. Bu tarz duyguların kabulü kolaydır. Yeri kolay bulunur. Açıverirsin hemen raflarda bir yer. Bazılarınınsa köşeleri sivri, keskin, yüzeyleri pürüzlü, yamuk yumuk şekilleri vardır. Haydi koy bunu da bir yere. Açıver bir yer? Uymuyor mu rengi diğerlerine? Rafın ahengini mi bozuyor? Elinde öylece kalacak mı? Aa bak, orada, te şurada, arkada arkada... Görüyorum ben, var orada başka şeyler de. Yer var sanki, e oraya koysana! Ne yazıyor o rafta, neymiş adı? İnkar Edilenler.
"Zor zamanlar" denilen zamanların inkar edilmiş duyguların yaşanmaya başlandığı dönem olduğunu bilmiyor insan. (Bilmiyor da geçince anlıyor.) Dahası kötüsü, o zamanları yaşarken hâlâ hissedemiyor duygularını. Üzerinden, yanından yöresinden akarken, tepeden tırnağa bulanmışken (bir bulutun içine girmişken) onları hissedemeden öylece akıp gidiyor duyguları.
Zor değilmiş gibi görünen bir zor zamanda elimde bir duyguyla öylece kalakaldım. Duygunun bir yanı bahar bahçe aydınlık, bir yanı isli puslu ağlamaklı. Ama çırpınıyorum, bir serçe gibi, olduğum yerde; uçmuyorum ama uğraşıyorum. Geç mi kaldım? Neye? İstiyor muydum? Bir zamanlar evet. Bir zamanlardaki benle evet. Şimdikiyle?
Allah'ım sen çırpınan serçenin de Rabbisin!