*
Dear My Dear,
Sana bu satırları duştan sonra bornozla takılmanın keyfi ile sümbül kokuları eşliğinde yazıyorum.
En
sevdiğim çiçeklerde ilk beştekilerden biri
sümbül, aşığıyız efenim. Bu dengesiz bahar havasında saçlarım ıslak
böyle eğleşmekle kumar oynadığımı bilsem de gene de engel olamadım
kendime, sana iki satır karalayayım istedim.
*
Dear My Dear,
Böyle gitmeyeceğini bildiğin halde direndiğin şeyler var mı senin de? Yok yere hayatı zorladığın şeyler hani?
*
"Kimse benzersiz değil, herkesin yeri doldurulabilir."
diyor pervasızca. O bunu söylerken ben üzülüyorum. Ve bir miktar da
güceniyorum, belki. Ama nasıl yani, yani neden? Bir tek ben miyim
herkese gönlünde ayrı pencereler açan? Bir ben miyim herkesi ayrı ayrı
ve kişiye özgü seven? Herkes mi böyle düşünüyor? Üzülerek kabul
ediyorum. Yoo, hayır aslında pes ediyorum. Pes ettiğim için de üzülerek...
İnsanın
içini acıtan bir şey bu; sevdiğin bir yolda, kendi ayak izinin üstünde bir
başkasının ayakkabısını görmek. Ve bazı iç acıtan şeylerin seni senden
uzağa itişini izlemek.
Herkesin
yeri doldurulamaz hanımlar beyler, bunda baştan anlaşalım bir! Bunu, bu
önermeyi kabul etmek kendi bencilliğini kabul etmektir. Pis bir bencil gibi herkesi aynı görmek ve onun özge ruhunu hiçe saymaktır. Görüyor ve artırıyorum, bir ruh emiciliktir bu!
Herkesin yeri doldurulabilir mi cidden? Peki benim de mi? Bu, bu soru, ve zaten belli olan cevabı, hayal kırıkları üzerinde dans etmek lâ lâ lâl lâ lââ ♩♪♫♬
Dans etmek demişken... Yukarıdaki resime bakıp şöyle dedim: Paralel evrenlerin birinde ben, mutluymuşum!
*John Whorf, Balıkçının Dansı 1939

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder