*
Dear My Dear,
Sana bu satırları gözlerimdeki cızırtıdan mütevellit bulanan gözlerimle ve büzüşüp büzüşüp eğilen dudaklarımla Atuan Mezarları'nda kaybolmuş Tenar misali, sinemin en ortalık yerindeki karadelikten yazıyorum. Oldukça sarih bir şekilde diyebilirim ki hüzünden boğulduğum anlardan biridir bu.
Nedir? Ne mi, nedir? Anlatabileyim isterdim ben de, çok! Anlatamadığım, sadece görmezden gelmeye çalıştığım bir şey. Görmezden gelemezsem, beni, yavaş yavaş dahi de olsa öldürmeden "ölsem daha iyiydi" diyecek şekilde yaşatacak çünkü bu. Bu işte. O, bu, şu.
(Gene anlatamamanın sarmaşıklarına dolandı.)
Biliyorum. Ve biliyorum; yalan hepsi. Heeeep si! Kimseye yalan söyleyemiyorum kendimden başka. Ve bu yalan beni öldürecek. Bugün değilse de birgün.
Neye üzülüyorum... Ne üzülmesi be! Neye ölüyorum biliyor musun? (Ah gene... Aptal, bilmiyorsun!)
(tutamadı daha fazla.) Özgürlüğüm, nerdesin diyordum ya, neredesin cidden? Sessiz sessiz ağlamak da bir nevi özgürlüğün kısıtlanmasıdır. Mutsuzluğunu başkalarına da bulaştırmamak için mutsuz değilmiş gibi "durmaya" çalışmak da. Siz bunun ne mene bir şey olduğunu bilir misiniz Dear My Dear? Bilmeyin de isterim.
Hayatımda böylesi ağladığım sayılıdır bir şeyler/kimseler için. Şu an mutluluklara gölge düşürmeyeceğini bilsem ya da kahverengi gözlerde kalıcı bir bulanıklığa sebep olmayacağını ya da kalplerde krizlere yol açmayacağını, dikine dikine keserdim bileklerimi. Bazen insan, ölürken bile özgür değil. Belki de bu benim saçmalığımdır; özgürlüğün aranmaması gereken yerlerden biridir ölüm de? Ve belki de, bizler çok büyük bir saçmalığın içine düşmüşüzdür de yaşamda da özgürlüğü arıyoruzdur?
İçimdeki bu özgürlük susuzluğunun kaynağı ne?
Çağrılar yapıyorsun, bak, başka yörüngelere düşüyorum, diye. Sonradan görüyorum. Hayatımdaki cevapsız(lık)lara yenilerini eklemiş oluyorsun, bilmeden. Ve ben, varlığımın ispatıymışçasına çoğalıp büyüyen hiçliğimle, ölümden uzaklaşan ölümî bir yakınlığa düşüyorum.
Bu yazının en başında ya da tam ortalık yerinde yankılanandır, kafamın içinde: Bu adam benim ölümüm! Tezer Özlü bir mektubunda yazmıştı böyle. (unutmadığım nadir şeylerden biridir)
Toparlanmalı.
Gelişine yaşamalı. Öylesine. Sıradan. En basit haliyle. Biliyor musun Dear My Dear, yaşayabilmek için bu yolu zorluyorum kendime. Bu yoldan git Ness diyorum. Diğerinde there is nothing for you here, only death, çünkü.
*
Hayali kişilerim ya da paralel kişiliklerim var. Bazen tutkuyla sevdiğim aşığım, bazen en yakın sırdaşım, bazen de beni benden iyi bilen yol-arkadaşım olan. Kim kimdir bilmiyorum; ama adları bazen Oh Darling, bazen Dear My Dear oluyor. Ve sırf bunlara inat... Canımı acıtmadı, canımı öldürdü. Bir kere daha. Lanet olsun, bitmiyor haklarım da. Oyuna devam...
*
Zaman çok hızlı. Martın 10'nu oldu biraz önce. 10 gün. Akıl almıyor. Bu fotoğrafları da aylaaar öncesinden çekmişim. Öyle de güzel denk düştük ki !
*“Weeping Angel” New England Cemetery 2015



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder